Krallarda Bir Gün Ölür

”Hele can boğaza gelip dayandığında ki o sırada siz (sadece) bakıp, durursunuz, Biz ona sizden daha yakınız; ancak görmezsiniz.” (Vakıa Suresi, 83–85

Suudi Arabistan kralı Abdullah öldü. Krallık divanından yapılan açıklamada, Kral Abdullah`ın üç haftadan beri tedavi gördüğü hastanede vefat ettiği belirtildi. Kral Abdullah sağlığında samimi Müslümanların taleplerine kulak tıkadı. Arap Baharı hareketlerine desteği reddetti, Tunus, Mısır, Libya ve Yemen`de diktatörlük rejimlerinin devrilmesine neden olan ayaklanmalara karşı çıktı.

Amerika’nın bölgedeki en önemli müttefiki olan Arabistan günde 9 milyon varil petrol üretimiyle dünyanın en büyük ham petrol üreticisi ve ihracatçısı. Kral Abdullah böyle  petrol zengini olan bir ülkeyi yönetti. Göründüğü kadarıyla bu dünyada cenneti yaşadı, öbür dünyasını da  Allah bilir. Her Müslüman ölünce cennete gitmek ister. Cennete gitmekte  bir bedel ister. Kral Abdullah dünyada kraldı. Kralda olsa sayılı olan nefesini tamamladı ve öldü. Ölümünün ardından yaptıklarıyla anılacak.

Müslümanlar onu batı dostu ve ABD’ nin en güçlü müttefiki olarak hatırlayacak. Mısırda demokratik yollarla iktidara gelen Mursi’nin darbe ile uzaklaştırılması için batı kuklası Sisi’ye verdiği destekle, İslam düşmanlarıyla yaptığı ittifaklarla ve darbe yönetimlerine aktardığı milyon dolarlarla hatırlayacak.

Ölüm Güzel Şey, Budur Perde Ardından Haber…

Usta şair Necip Fazıl “Ölüm güzel şey, budur perde ardından haber... Hiç güzel olmasaydı ölür müydü Peygamber?” diyerek bizleri başka ufuklara taşıyor. Evet, şah da, padişahta, kral olsa vakit saat tamam olunca dünyadan göçüyor. Doğuyor, büyüyor ve ölüyoruz. Doymayan nefsimiz şu yalan dünyayı o kadar güzel gösteriyor ki, etrafımızdaki ölümlerden hiç ders çıkarmıyoruz. Ölümün hak olduğunu, acı gerçek olduğunu biliyor ama yine de ölümden çok dünyayı seviyoruz.

Dünya bir tiyatro sahnesi bizlerde misafir oyuncularız. Bu filimde  kendi becerilerine göre  kimi başrolü, kimi figüranı oynuyor. Ve nihayetinde  bir gün, sahneden ayrılmak zorunda kalıyor. İşte burada dünya sahnesindeki rol sona eriyor. Hayatın son perdesi ölüm döşeğinde tamamlanıyor.

Bu sonun kaçınılmaz olduğunu hepimiz biliyoruz ama bir gün ölümün kapımızı çalacağına inanmak istemiyoruz. Bu adı soğuk misafiri hiç birimiz evimizde ağırlamak istemiyoruz. Bu zaman, mekân, şan, şöhret gözetmeden herkesi yoklayan misafiri sevmiyoruz.


“Ölüm en güzel vaizdir! Ölmeden önce ölünüz” diyor  yüce peygamberimiz. Bir âlime soruyorlar “bizler neden ölümden bu kadar çok korkuyoruz.” O da “Bizler dünyamızı mamur ahiretimizi berbat ettik. Hiç insan güzel inşa edilmiş bir evden harap bir yere gitmek ister mi?” diyor.

Materyalist düşünce ölümden sonraki hayata inanmaz onun ölçüsü, kantarı maddedir. Her şeyi madde ile tartar.  Bu inanışa göre maddeye hitap etmeyen hayat zaten hiç yaşanmamıştır. Ölümden sonraki hayata inanmayanlar için cennet ve cehennem bu dünyadadır. Diğer insanların yaşantısı istekleri onlar için önemli değildir.

Yüce Allah bunlar için “Onların malları ve evlatları seni imrendirmesin; Allah bunlarla, ancak onları dünyada azaplandırmayı ve canlarının onlar inkâr içindeyken zorluk içinde çıkmasını istiyor.” (Tevbe Suresi, 85) buyuruyor.

Yine Allaha ve ahirete iman eden akıl sahipleri içinse “Ki melekler, güzellikle canlarını aldıklarında: "Selam size, yaptıklarınıza karşılık olmak üzere cennete girin." (Nahl Suresi, 32)

”Hele can boğaza gelip dayandığında ki o sırada siz (sadece) bakıp, durursunuz, Biz ona sizden daha yakınız; ancak görmezsiniz.” (Vakıa Suresi, 83–85

  • PAYLAŞ
  • İzlenme : 739